23 Ocak 2018 Salı

TARIM VE TÜRKİYE



Uzun yıllar tarımda çalışan bir akademisyen olarak duyduğum en büyük sıkıntı gerek kamuoyu ve gerekse değişik yönetim katmanlarında tarımın çok yanlış anlaşılması ve algılanması idi. Hatta bu kategoriye TÜBİTAK, Üniversiteler gibi çok üst bilimsel kuruluşları da dahil edebilirim. Bunun tek nedeni de tüm dünyada teknolojilerin en yoğun şekilde kullanıldığı tarım sektörünün, ülkemizde bahçıvanlık veya çobanlık olarak algılanmasıdır. Tarım Bakanlığı tarımı yıllarca köylü tarafından yapılan bir iş olarak gördü ve politikalarını hep bu görüş açısına göre oluşturdu. Aşağıda tarım ve ülkemizi, ana hatları ile irdelemeğe çalışacağım.
Ülkemiz açısından tarımı ele aldığımda, tüm toplum olarak sınıfta kaldığımızı söyleyebilirim. Bu konuda uzun yıllar gerek bilimsel ve gerekse tarım pratiğinde çalışan bir akademisyen olarak üretim, araştırma ve eğitim açısından tarıma gereken ilgi ve özeni gösterdiğimiz görüşünde değilim. Çünkü gerek devlet, gerekse hükümet ve kamuoyu olarak tarımı daima bir köylü uğraşı olarak ele aldık ve hiçbir zaman tarımın gelişmesi için gelişmiş ülke politikaları ve çalışmalarına bakarak gerekli olan politikaları üretemedik. Bugün dahi hala tarımı içerdiği ögeleri görmeden, hatta düşünmeden, bitkisel ve hayvansal ürünlerin yetiştirilmesi olarak ele almaktayız. Ancak burada sizlere ülkemiz açısından bir fotoğraf ortaya koymak isterim. Gerçekten Türkiye, ekolojik zenginlik açısından dünyadaki ender ülkelerden bir tanesidir. Hemen hemen tropik hariç tüm ekolojileri bünyesinde barındırmaktadır. Yani çok büyük bir tarımsal potansiyele sahiptir.  Bu gerçeği belirttikten sonra hepimizin bilgisi içinde olan ülkemiz ile İsrail arasındaki bir karşılaştırma yapmak isterim. İsrail suyu son derece kıt iklimi tekdüze, kısaca tarımsal potansiyeli son derece düşük bir çöl ülkesidir. Ama İsrail kuruluşundan itibaren Kibutzlar ile modern tarımın öncülüğünü yaparken, tarım teknolojileri alanında araştırma ve yarattığı teknolojiler ile dünya liderleri arasında yer almaktadır. Bugün tüm dünyaya tarım teknolojileri ihraç eden ve üretim danışmanlığı yapan bir ülkedir. Ülkemizde uzun yıllardan beri İsrail tarafından üretilen bilgi, teknoloji, tarımsal alet ve ekipmanları, genetik materyali, agrokimyasalların satın alan önemli pazarlar arasındadır.  
Konuya bu açıdan baktığımız zaman, yukarıda da belirttiğim gibi bir ülke olarak tarımsal faaliyetler açısından gerekli bilimsel özeni ve bilinci ne kamuda ne de Üniversitelerimizde gösteremedik. Ancak bir gerçeği de gözden kaçırmamak gerekir. Cumhuriyetin ilk yıllarında tarım ele alınan sektörlerin başında gelerek, uzman ihtiyacı için yurtdışına eleman gönderildiğini ve ikinci dünya savaşında ülkemize sığınan Alman bilim adamlarının ilk olumlu adımlarını unutmamak gerekir.  Nitekim son yıllarda bundan 2-3 on yıl önce övündüğümüz, Dünyada kendi kendini besleyen 7 ülkeden biri olma özelliğimizi tamamen yitirdik. Gerçi o zamanda kendi kendini besleyen bir ülke değildik. Çünkü gerek genetik materyaller,  gerekse bitkisel ve hayvansal üretimin gerektirdiği agrokimyasallar açısından tamamen dışa bağımlıydık. Genetik materyal açısından dün olduğu gibi bugünde dışa bağımlı bir üretim sistemine sahibiz. Bunlara ilave olarak dışa bağımlıda olsa yürüyen üretim sistemimiz son yıllarda onarılamaz halde bozulmuştur. Bugün ülkemizde temel hayvansal ve bitkisel ürünlerin çoğu artık ithal yoluyla temin edildiğine göre rahatlıkla söyleyebilirim ki, tarımsal üretim açısından ülkemizi başarılı saymak pek mümkün değildir. Burada, Türkiye’de bilinmeyen bir başka temel gerçeği de hatırlatmak isterim. Tüm sektörler arasında en yoğun teknoloji kullanan sektör tarımdır. Bu tanım ve kavram bize oldukça yabancıdır. Çünkü bugüne kadar tarımı daima bahçıvanlık veya çobanlık olarak öngördük ve üretim plan ve programlarımızı bu bakış açısı içinde ele aldık. Bugün dahi üretim planları ve programları bilimsel olmayan ve yaşadığımız çağın gerçekleri ile örtüşmeyen bu düşünce ile ele alıp çözümler üretmeğe çalışmaktayız. 21. Yüzyıl gerek küresel ısınma ve gerekse ekolojinin zaten büyük zarar görmüş olması, ayrıca 1950'den 2050'ye kadar bir asır içinde Dünya nüfusunun dörde katlanacak olması, artık tarımı tamamen değişik bir perspektiften ele almanın zamanı geldi ve geçmektedir. 20. Yüzyılın son çeyreğinde biyoteknolojide yapılan büyük atılımlar, moleküler biyoloji alanındaki gelişmeler, üretimde kullanılan genetik materyalin hücresel, hatta moleküler düzeyde ele alınması gereğini ortaya koymaktadır. Nitekim 20. yüzyılın ortalarında ıslah çalışmalarında hibrit çalışmalarıyla ileri tarım teknolojilerine sahip olan gelişmiş ülkelerin tüm dünya pazarlarını ele geçirmesi sonucu, tarım genetik materyaller bakımından küresel sermayenin emrine girmiş bulunmaktadır. Bundan kendini koruyabilen ülkeler tarım teknolojilerini geliştiren ve onlarla üretim yapabilen gelişmiş ülkeler konumdadır. Bu tablo 1990 yılından itibaren ıslah çalışmalarına genetik mühendisliğinin ithal edilmesi ile çok daha belirgin hale gelmektedir. 1990 Yılına kadar ıslah çalışmalarında arzu edilen genetik özellikleri istenen canlıya aktarmak, ancak eşeysel olarak birbirine uyumlu olan canlılar arasında düzenlemek mümkündü. Ama genetik mühendisliği artık eşeysel uyum bariyerini ortadan kaldırmış, istenen canlıdan istenen canlıya gen aktarımını mümkün hale getirmiştir. Bunun yanında 2010 yılı ile beraber yepyeni bir teknoloji daha ortaya çıkmıştır. Dünya son 30 yıl içinde genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) tüketimde ortaya çıkaracak sorunları tartışırken, büyük olasılıkla bu problemi ortadan kaldırabilecek CRISPR teknolojisi olarak adlandırılan yeni bir gen teknolojisi (Gen düzenleme), bu alanda yeni bir çığır açabilecek potansiyelde görünmektedir. Bu, genetik mühendisliğinde yeni bir dönemin açılmasını ifade etmektedir. Artık bu yeni teknolojide herhangi yabancı bir organizmadan gen aktarımı yerine, organizmanın kendi genleri içinde düzenleme yapmak söz konusudur. Bu, çok yeni bir teknoloji olup çok ileri ülkelerde bazı ürünlerde kullanılmaya başlanmıştır. Temelde dünya kamuoyunun gen düzenlemelerini tıp alanındaki gelişmeler olarak duyması ve izlemesi daha mümkündür. Çünkü insanoğlu beslenmeden çok sağlık ile ilgili haberlere eğilimli ve meraklıdır.
Son yıllarda akıllı tarım adı altında bugün için yeni denebilecek teknolojiler kullanılmağa başlanmaktadır. Böylece gıda üretimi için oldukça değişik, bir kısmına yabancı olduğumuz yeni teknolojiler kullanılmaya başlanmış ve hemen hemen bu teknolojilerin tümü, gelişmiş ülke laboratuvarlarının yarış alanı haline gelmiştir. Bu gelişmeler üretim teknikleri yanında, tarımsal eğitim ve araştırmalarına yeni boyut kazandırmağa başlamıştır. Yeni teknik ve teknolojiler robot ve sensör teknolojileri, dronlar, akıllı malzemeler, biyoinformatik, gen teknolojileri, gıda tasarımı, sentetik biyoloji, topraksız kültür, GPS ve dikey tarım olarak sayılabilir. Buraya nesnelerin internet kullanımını da eklendiğinde Akıllı Tarımın tüm ögeleri tamamlanmaktadır. Bugün tarımdaki bu yenilikler TARIM 4 olarak tanımlanmaktadır. Bazıları 21. yüzyıla damga vuracak konuları kapsamaktadır. Gelişmiş ülkelerde özel sermaye risk sermayesi olarak bu konular ile yakından ilgilenmekte ve yatırımlar yaparak yeniliklere imza atabilmektedir.


Makalenin başlığı Tarım ve Türkiye olduğuna göre ülkemizin bu açılardan yeri, halen sahip olduğu üretim teknikleri, yenilikleri takip edebilecek teknik elemanlarının bilgi ve beceri düzeyleri, Üniversitelerimizin bu konularda ne düzeyde eğitim ve araştırma yapabileceği, bugün ülkemizde en fazla araştırma birimine sahip ilgili Bakanlığın konumu, devlet politikaları olarak irdelenmelidir. Saptanacak politikalar doğrultusunda kısa ve uzun süreli plan ve programlar hazırlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Bunlar yapılmadığı sürece son yeşil devrim olarak anılan tarımsal dönemde, dışa bağımlı tarım uygulamaları, bu dönemde de devam edecektir. Dün tarımda hayvansal ve bitkisel genetik materyal, agrokimyasallar, alet ve ekipmanlarda yaşanan bağımlılık ve ülkemizin pazar olma durumu, bu yeniçağda da değişmeyecektir.

Etiketler: , ,

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa